Ligin ikinci yarısı ile birlikte dörtte dört yapan bir Trabzonspor. Kimilerine göre “4x4 Trabzonspor” kimilerine göre “Dört dörtlük Trabzonspor” ya da “Dört köşe Trabzonspor” olaya duygusal değil de objektif bakan bir azınlığa göre ise Gaziantep maçı dışında skora yatan bir Trabzonspor. Gerçi ligin ilk yarısına bakıldığında üzerine yatılabilecek bir skor olmadığı gibi hem kötü oynayan hem de kaybeden bir takım söz konusu idi. Kötü oynasa bile kazanmayı bilen bir takım görüntüsü ilk yarının üzerine bir gelişim sayılabilir. Bu gelişim  sadece 4 transfer ile mi oldu? Özellikle sağ ve sol bek transferleri göz önüne alındığında cevap evet. Peki bu transferler ligin başında yapılıp Takım gereksiz bir maceraya atılmasa şu anda zirve hesapları yapılıyor olacak mıydı? Cevap yine evet. Sezon başında gerekli transferleri yapmayıp Takımı maceraya salan, ilk devre işler ters gidince devre arası transfere sarılan, üst üste galibiyetler gelince işi pişkinliğe vuranlar hesap verecek mi? Cevap tabi ki hayır. Bundan öncekiler nasıl hesap vermediyse bunlar da vermeyecek.

Galibiyet boyaya benzer, çatlakları ve hataları kapatır. Üzerine boya çekilen çatlak görünürde kaybolur ama gerçekte hala oradadır. Futbol olarak yetersiz olan, skora yatmak zorunda  kalan bir Takım var ortada. Oyun akışı içerisinde yapılan oyuncu değişiklikleri çoğu zaman tepki çekiyor, hatalı olduğu düşünülüyor. Yedek kulübesi oyuna etki edebilecek kalitede değil. Hoca halen daha tam konsantre gözükmüyor, teknik bilgi olarak eksik kalıyor. Ancak başta dediğimiz gibi galibiyet, başka bir deyişle 3 puan o kadar sihirli bir boya ki bu hataları örtebiliyor. Tabi ki şimdilik. Umalım ki boyamız hiç bitmesin ya da umalım ki bundan sonra örtmek zorunda kalacağımız hatalarımız olmasın.

Olcay faktörüne de değinmek gerekiyor. Duygusallığı bir kenara bırakmak gerekirse Osmanlı maçında gol haricinde sahanın en etkisiz oyuncusuydu diyebiliriz. Çok top ezdi, hatalı paslarla çoğu atağı daha başlamadan bitirdi, Castillo yerine oyundan alınması gereken oyuncuydu. Ancak bir gerçek de var ki Olcay’ın sahada bulunmasının diğer oyunculara manevi bir etkisi var. Sanki o sahada olduğunda diğerleri daha şevkli daha istekli oynuyor. Bir tür enerji yayıyor adeta. Ersun Yanal da takdir hakkını bu enerjiden 90 dakika faydalanmaktan yana kullanıyor. Olcay’ın maç sonu taraftar ile Takımı bütünleştirmesi de büyük bir artı. 2010-2011 yılındaki ruh Olcay sayesinde yeniden canlanıyor gibi. Kolbastı Yattara’dan sonra ilk defa birine bu kadar yakışıyor ve üçlü çektirme Egemen’den sonra ilk defa bir futbolcuda böyle güzel duruyor. Özetle Olcay’ın artıları eksilerini fazlasıyla örtüyor.

Bir satırbaşı da CAS için açalım. Hakan Çalhanoğlu davasından sonra bir güzel haber de Adrian davasından geldi ve CAS Trabzonspor lehine tazminat ödenmesine karar verdi. Bildiğiniz gibi CAS’ta devam eden başka davalar da var. Ligde olduğu gibi CAS’ta da kaybetmeyi unuttuğumuz şu zamanlarda bir müjdeli haber de malum dava ile ilgili gelir mi dersiniz? Neden olmasın J

3 puan mı yoksa güzel futbol mu sorusunun cevabı şu an için 3 puan olarak gözüküyor. Zira 3 puan hataları örttüğü gibi güzel futbol haricinde başka güzellikleri de getiriyor beraberinde. Camia yeniden birleşiyor, rakipler yeniden hamama girmişçesine terlemeye başlıyor, Fırtına yeniden şiddetleniyor, güzel günler uzaklardan göz kırpıyor. 3 puanlarınız daim olsun Dostlar.

Saygılarımla,

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner434