İşin kolayını kim sevmez. Buradaki kolaylık, elbette iş konusu hakkında bilgi sahibi olmakla başlar. Yoksa hiç bilmediği, bilgi sahibi olmadığı konularda görev almayı aklı başında olan kimse sevmez.

Gerçek böyledir de yaşamda durum nasıldır acaba?

Bu konuya bir başka şekilde giriş yapmak da olası...

Acaba, "Adama mı iş, yoksa işe mi adam?" diye sorsak nasıl yanıt verirsiniz?

İşe adam alacaksanız elbette iş konusu hakkında bilgisi/birikimi olan personel adayını tercih edersiniz. Burada hem iş önemsenmekte, hem de işe alınacak kişideki bilgi donanımı da...

Ama adama iş ararsanız; o zaman deneyim ve meslek birikimi pek önemsenmez. Önemli olan; işsiz olan kişinin/kişilerin işe yamanmasındadır öncelik.

Bu durumda kurumun verimliliği gözardı edilir...

Bu tutum ekonomimizin sorunu olarak yaşanmıştır yıllarca.

Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) bu anlayış yüzünden "nüfuzlu kişiler"in çiftliği olarak görülmüş, çalışan/çalışmayan kadroları oluştu.

Sonuçta, KİT'ler ülke ekonomisi için de yeni bir kambur...

12 Eylül 1980 Darbesi sonrası yapılacak ilk seçimler için siyasal propaganda tüm hızıyla devam ederken ANAP lideri Turgut Özal ve diğer parti liderleri TRT'nin düzenlediği "Liderler Arenasında seçimi kazandıklarında ne yapacaklarını tartışıyorlardı.

Söz sırası Özal'a geldiğinde İstanbul Boğazı'ndaki iki köprüyü satacağını söylediğinde HP lideri Necdet Calp'tan büyük tepki almıştı.

Oluşan tartışmada Calp "Köprüyü satamazsın. Sattırmam..." deyip ısrar ederken; Özal da; ısrarla "Bal gibi satarım. Satacağım!.." diyordu.

Sonuçta; Turgut Özal, önce Başbakan oldu, ardından Cumhurbaşkanı... Ama köprüleri satmadı ya da satamadı.

KİT'ler Özal döneminde de "çiftlik" gibi kaldılar. Zarar üzerine zarar yazıp genel bütçeye yük oldular. Ama bu kuruluşların verimliliğe kavuşturulma olanağı da kalmayınca "zararın neresinden dönersen kardır" anlayışıyla birer birer satılıp elden çıkarıldılar.

İyi oldu, kötü oldu, durum ortada...

Aklı olan yorum yapsın.

***

Zaman bozuk bir saat değil. Zamanı kullanamayanlar onu "bozuk saat" durumuna düşürür.

Siyasetin -özellikle ülkemizde- kasisli, viraj dolu yollarında demokrasiye ulaşabilmek için işin kolayını tercih etmek çıkış olabilir mi?

Ülkemiz demokrasisinin gelişmesi, gerçek anlamda demokratik kuralların uygulanmasıyla sağlanacağı kanısındayız. Bunun için demokrasinin altyapısı için gerçek anlamda bir "Seçim Yasası"nın yürürlüğe konulması gerekir.

Bu, demokrat olan her siyasetçi için zor değil, kolay bir eylemdir bizce.

Unutmayalım, "Seçim Yasası" konusunu da zor duruma getiren, kördüğüm yapan da siyasetçilerdir. Yani, ülkeye gerçek anlamda demokrasi onların samimi tutumlarıyla gelecek bir gün... Derviş olan görecek...

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol