Bölgenin en büyük geçim kaynağı diyebiliriz aslında. Toplanması, harmana serilmesi, kurutulması ve satılması. Her yönü ayrı bir emek gerektiriyor.

Arazimiz çok eğimli olduğu için; önce ayağını koyacak yer arayacaksın düşmemek için. Çünkü yuvarlandığında dereye kadar gitme riskin var. Derede yıkanmak da var, hastaneye kaldırılmak da. Gerçi fındık toplarken bunların hiçbiri gelmez ya aklına. Sonra ayağını yerleştirdikten sonra fındık dalına asılıp aşağı alacaksın ve yapraksız!!! toplayacaksın. Çünkü Nayde Hatun kızar sonra.

Fındık toplanırken bir taraftan da harmana sereceksin. Güneş; fındığın hem üstüne, hem altına vurmalı ki kolay ayıklansın zulufundan. Sonra sabahın beşinde, çiğ düştüğünde kalkıp çubukla vurmalısın. Hem fındığa vurmalısın, hem yoksulluğuna. Çok da vurmamalısın öyle, yavaş yavaş vurmalısın. Kırmamalısın fındığı. Yoksa annenden kafana bir değnek yiyebilirsin. Çok değerlidir bizler için fındık. Kaç elden geçtikten sonra senin sabah yiyeceğin ekmek, üstüne içeceğin çayındır. Okula giderken giyeceğin ayakkabı, sabahlara kadar okuduğun kitaptır. Genç kızların çeyizi, hastaların ilaç parasıdır. O senin gözün gibi bakman gereken bir şeydir yani.

Sonra elden geçer fındık. Yüzbinlercesini zulufundan ayırıp avucunda salladıktan sonra bir leğene atmalısın. Neden sallamalısın? Boş ile doluyu el terazin öyle anlar da ondan. Yolu olmayan yerlere patoz da gitmezdi eskiden. Bazen gaz lambası ışığında bazen lüks aydınlığında seçersin o güzelim fındığı. Sabah yediden akşamın yedisine fındık topladıktan sonra eve gelirsin. Sonra bir dönüm (bir sefer) su almaya gidersin. Çünkü her tarafı dere olan köyümüzde kapıdan akan su yoktur. Ve hala daha 2017’de köyümüzde su yoktur. Sorsan yetkililere elli tane sorun sıralarlar. Ama su yoktur işte kardeşim. Ve caminin çeşmesinden su alıp geldiğinde sanki seninle yorulmamış evin kadınları yemek telaşındadır. Yemekten sonra başlarsın seçmeye ve o kadınlar yine ellerinde çay ile meydana çıkarlar. Herkesin çayını bıraktıktan sonra başlarlar seçmeye. Kafan önde, omuzların eğik seçmeye başlarsın. Sonra anılar canlanır ve herkes anlatmaya başlar. Birden omuzlarındaki yük kalkar. Kalabalıksa fındığı seçenler, gece on ikiye kadar sürer bu muhabbet. Sesi güzel olan varsa eğer, o zaman bir başka olur seçmeler. Varsa bir amcaoğlun senin de Sabri gibi dinler de dinlersin. Kimisi fıkra anlatır, kimisi eskilerden bir anı. Kimisi dinler kimisi söyler. Ama gözler ve eller hep tetiktedir. Saatte bir belini arkaya doğru esnetirsin. Çünkü çatlamak üzeredir bel.

Sonra kurutma işine gelir sıra. Güneş her gün vurmaz Karadeniz’de, beklersin. Sonra güneş vurduğu gün büyük bir keyifle harmanını serersin güneşe. Sabahın yedisinden akşamın yedisine vurmaz güneş. Dağlar engebeli olduğu için, göreceği 5-6 saattir harman yerinin güneşi. Bir taraftan da yayladan gelecek bulutlara bakılır. O zamanlar telefondan bakılamadığı için hava durumunu oturup tahmin edersin hep beraber. Çünkü yağmur vurup da fındığın yağlanırsa satamazsın artık fındığı. Bir yıllık kazancın birkaç dakikada gider.

Yağmur yağarsa eğer hemen toplamalısın. Hem kendininkini hem de harmanını kaldıracak kuvvetli bir yakını olmayan komşununkini. Herkes birbirine yardım eder. Ak ya da kara yoktur. Kötü ya da iyi de yoktur. Herkesin fındığı kıymetlidir. Eğer ki hem kendininkini hem de komşununkini kaldırabilmişsen harmandan, değme keyfine o zaman. Geçersin ateşin başına ve bir derin nefes çekersin. Keremitlere vururken yağmur, içtiğin çay bir başkadır şimdi.

4 gün güneştir tüm istediğin. Sadece 4 gün yeter kurumasına. Ama mübarek Karadeniz’de 4 gün güneş bazen 30 günü bile bulur. Dört gün güneş harmana vurduğunda, kızgınken güneş ve sıcak iken fındık, çok çabuk kaldırmalı ve çuvallara sokmalısın. Ve sonra yavrunu örter gibi örtmelisin çuvalların üstünü. Sıcacık kalsın ve daha iyi kurusun diye. Ertesi gün açarsın çuvalları ve bir avuç alırısın içinden. Avucunun içinde fındıklar varken kulağına götürür sallarsın. Fındıkların içi kuruduğu için küçülmüştür yenecek kısmı. Avucunuzdan sallama sesi gelirse kulağınıza, kurumuştur artık. Yanınızdakine’’ kurudu kurudu ‘’ dersiniz. O da sallar ve birkaç kişi onay verdikten sonra çuvalları kapatırsınız.

Sonra devletimizin çok güzel politikaları yüzünden sen fındığını yok pahasına satarken elin oğlu senin kazandığının beş katına işler ve yine sana satar.

Ve sen yoksulluğunla yine başbaşasındır.

Bizler ne zaman ki daha çok okuyup farkına vardığımızda, elimizden kayıp giden fındığı, o zaman ülkem aydınlanacak. Bu sadece fındık için değil tüm ürünler için geçerli aslında.

Okumalı, okumalı ve yine okumalıyız.

Bu yoksulluk yazgımız değil.

Bu bize biçilen çaresizlik mutlak gerçek değil.

Biz farklılıklarımızı değil, aynılıklarımızı ne zaman fark edersek ve ne zaman kenetlenirsek o zaman kalkınacağız. O zaman mutlu olacağız. O zaman kimsenin aç yatmadığı kocaman bir ülke olacağız.

Amerika’nın güdümünde değil kendi özgürlüğümüzde bir ülke olabilmek dileğiyle.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner292