Toplumsal olayların üzerine sos gerekmez. Böylesi olayların gerçekçi gözle, bağımsız ve tarafsız tahlili/analizi gerekir. Bunu yapmaz, olayı objektif gözle değerlendirmezseniz toplumsal algıyı başka-başka yönlere, vadilere çekersiniz.

Sonuçta, olayın üzerinden yıllar geçer, gerçek bir yanda unutulmaya terk edilirken; öte yanda farklı-farklı renklerden/görüşlerden oluşan natürmort bir tablo ortaya çıkar.

Özellikle demokrasi tarihimizin sayfalarındaki kimi olaylar üzerinde böyle görüş farklılıklarının var olduğunu son zamanlarda görüyoruz. Olayların sonuçlarını değerlendirirken, başlangıçtaki nedenin üzerinde yeterince ve de sağlıklı durup araştırma/soruşturma/analiz yapmadığımızdan yanlış yargıya varıp biz de yeni bir algı yaratıyoruz.

Oysa bu noktada gerçek başka yerde, biz başka yerdeyiz. Farklı yerdeyiz ve hiç de umurumuzda değildir bu durum.

Cumhuriyet tarihimizin ilk yıllarındaki olayları bugün değerlendiren "yeni yetme" tarihçiler o günün koşullarını hiç anımsamadan/önemsemeden/araştırmadan "ahkâm kesip" kendi kafalarına göre karar veriyor, akıllarınca yanlış ama yeni bir tarih algısı yaratmak istiyorlar.

Sanki hiç bilmiyorlar geçmişten bugüne ne zorluklar aşılarak gelindiğini… Bilmesine biliyorlar da, maksat; suyu bulandırıp balık avlama örneğindeki gibi kendilerince siyasi tatmin olma histerisi yaratmak...

Dersim Olaylarını kaşıyıp, oradan Atatürk'e dil uzatıp, kimilerine şirinlik muskası takmış görünmek…

Tarihin küflenmiş sayfaları üzerinden etnik dargınlıklar ve öfke yaratıp toplumsal huzura sabotaj düzenlemek…

Tıpkı bayatlamış bir yemeğin üzerine sos koyup servis etmek gibi…

***

"-Niçin böyleyiz", diyorsanız yanıtı basit… Tarih dersini önemsemiyoruz, tarih olaylarının işimize gelenini belleğimizde yaşatıyor, ders alınması gerekeni ise unutmaya terk ediyoruz toplum olarak…

Oysa asıl önemli olan "ders alınması" gereken olayları unutmamak değil mi?

Hayır, unutuyoruz ve üzerinden zaman geçtikten sonra bu tür "ibret/ders alınacak olaylar"ı birileri ortaya attığında ona itibar ediyor, "Bak neler varmış… Neler olmuş…" şaşkınlığıyla yeni bir şey öğreniyormuş gibi aralanan yanlış kapılardan içeri dalıyoruz.

Geçmişte yaşanmış olayları gerçeğe yakın az-çok bilsek; kimilerin yapmak istediği "tarih kirliliği" rüzgârına aklımızı kaptırır mıyız?

***

1960 yılının Mayıs ayında yaşanan toplumsal olayı öncesiyle/sonrasıyla yaşadım. Nisan 1960 olaylarının algı kaynağında o tarihte Fransa'daki gençlik hareketinin olduğunu, Kore'deki iktidar devrilmesinin yattığını, "Beşinci Kol" denilen dış güçlerin de gençleri provoke ettiği gerçeğini, zamanın iktidarının da "olayların üzerine benzinle gittiği"niunutup bugün " tarih adına ahkâm" kesmek çok kolay elbet…

Tabii ki bu ucuz kafa yargılarıyla bir suçlu vardır her zaman… Ordu müdahale etmeseydi, millet iradesiyle oluşturulan parlamento var olacak, demokrasi sürecek/yaşayacaktı.

Tabii ki yaşayacaktı…

Peki, demokrasiyi yaşatacak olan parlamento "yasama" erkinin/görevinin yanına bir de "yargı" görevine soyunursa/soyunmuşsa ne olacak?

Olan zaten ortada… Nisan 1960 olaylarında demokrasi adına üniversite öğrencisi Turan Emeksiz şehit oldu. Bu milletin Ordusu da yasalardan aldığı yetkiyle duruma müdahale etti.

Geçen hafta İstanbul'daydım, bir dönem yaşadığım eski Babıali'yi ararken "Hürriyet Şehidi" olarak o zaman kabullenilen Üniversite öğrencisi Turan Emeksiz'in Cağaloğlu Yokuşu'nda eski Halkevi önündeki büstü yerinden uçurulmuş, kaldırılmış…

Tabii ki, bu da yeni zuhur eden "tarih korkaklığı hastalığı"mız…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner394

banner393