Binali Yıldırım'ın bu açıklaması herkesi şaşırttı!

Yoğun gündemin ortasında TRT'ye çıkan Başbakan Binali Yıldırım gazetecilerin sorularını yanıtladı. Son gelişmeleri değerlendiren Başbakan "Bu alçak FETÖ, 15 Temmuz'da altın vuruşunu yapamadığı için bu sefer bütün gücüyle 'Türkiye'de acaba ekonomiyi nasıl bozarız, algıyı nasıl bozarız, yabancıyı nasıl ifsat ederiz, onların Türkiye hakkındaki kanaatlerini nasıl değiştiririz' diye müthiş bir operasyon yapıyor" dedi.

banner228
Binali Yıldırım'ın bu açıklaması herkesi şaşırttı!

Yoğun gündemin ortasında TRT'ye çıkan Başbakan Binali Yıldırım gazetecilerin sorularını yanıtladı. Son gelişmeleri değerlendiren Başbakan "Bu alçak FETÖ, 15 Temmuz'da altın vuruşunu yapamadığı için bu sefer bütün gücüyle 'Türkiye'de acaba ekonomiyi nasıl bozarız, algıyı nasıl bozarız, yabancıyı nasıl ifsat ederiz, onların Türkiye hakkındaki kanaatlerini nasıl değiştiririz' diye müthiş bir operasyon yapıyor" dedi.

25 Kasım 2016 Cuma 08:59
Binali Yıldırım'ın bu açıklaması herkesi şaşırttı!
Başbakan Binali Yıldırım, dünkü yoğun gündemin akşamında Çankaya Köşkü’nde, TRT 1 ve TRT Haber ortak canlı yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Yıldırım, AP’nin Türkiye’ye ilişkin tavsiye kararından, Suriye’deki gelişmelere, FETÖ soruşturmalardından, terörle mücadele çalışmalarına kadar birçok konuda çarpıcı açıklamalarda bulundu.
“HALEP HEDEFİMİZ DEĞİL”

3 askerimizin şehit olduğu hava saldırısının ardından Suriye’nin Halep kentine bağlı El-Bab’daki son durumun sorulması üzerine Başbakan Yıldırım, Fırat Kalkanı Harekatı’nda güney sınırları emniyet altına almak, teröristlerin geçişini engellemek ve Türkiye’ye IŞİD unsurlarının attığı roketlerin önüne geçmek için bu operasyonun başlatıldığını, başarılı şekilde de devam ettiğini söyledi. 3 askerin şehit olduğunu, 10 askerin de yaralandığı saldırıyı hatırlatan  Başbakan “Nereden kaynaklandı, nasıl kaynaklandı, tekrarı olmaması konusunda da en kesin ve net şekilde uyarılar yapıldı muhataplara. Bu yaşanan olay, bizim oradaki hedeflerimizi, amaçlarımızı asla vazgeçirecek bir konu değildir. Orada sadece DEAŞ’ı bölgeden temizlemek değil aynı zamanda Münbiç ve Afrin bölgesinden hareket edip, güneyde PYD unsurlarının bölgeyi birleştirme amaçlarının da önüne geçmektir” dedi. Türkiye’nin, Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir düşüncesinin bulunmadığını belirten YIldırım, “Halep’e yürümek gibi hiçbir hedefin” olmadığının da altını çizdi.
Zaman zaman “Güneye doğru gelince amaç Halep” gibi ifadelerin kullanıldığına dikkati çeken Yıldırım, “Böyle bir hedefimiz yok. Hedefimiz, DEAŞ başta olmak üzere PYD, YPG gibi PKK’nın yeni versiyonlarının bölgede oluşturacağı istikrarsızlığı ortadan kaldırmaya yönelik, Özgür Suriye Ordusunun (ÖSO) öncülüğünde başlatılan bir harekattır.” diye konuştu.
“AB’NİN ALDIĞI KARARIN BİZİM AÇIMIZDAN HİÇ ÖNEMİ YOK”

Avrupa Parlamentosunun (AP), Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile sürdürdüğü müzakerelerin geçici olarak dondurulmasını tavsiye eden tasarıyı kabulüne ilişkin bir soru üzerine Yıldırım, Türkiye-AB arasındaki ilişkilerin bir süreden beri gergin olduğunun sır olmadığını belirtti.  Yıldırım, çeşitli vesilelerle Türkiye’ye ayar vermeye çalışıldığını savunarak, “Başkalarının ayar vermeye kalkışması, yönlendirmelerle, işaretlerle, talimatlarla hizaya getirme bizim karakterimize uygun bir şey değil. Biz, kendi kararını kendisi veren, en büyük dayanağı da milleti olan, geleneğimizde hep özgürlüğümüzü canımız kadar önemli bilmişiz. Esaret altına girmeden 16 devlet değiştirerek bugünlere gelmişiz. Bu hassasiyetimizin herkes tarafından görülmesi lazım.” değerlendirmesinde bulundu.
Yıldırım, AB’deki ülkeleri FETÖ ve PKK örgütlerinin ‘zehirlediğini’ belirterek bu örgütlerin amansız bir şekilde Avrupa’da Türkiye’yi kötülemek için müthiş bir kampanya yürüttüklerini ifade etti. “AB’nin bugünkü aldığı kararın bizim açımızdan hiç önemi yok.” diyen Yıldırım, bunun yaptırımı bulunan bir karar olmadığına işaret etti. Bu kararın daha sonra liderler zirvesinde bir gündem maddesi olarak geleceğini belirten Başbakan Yıldırım, şöyle devam etti: “Ümit ederim ki Avrupa’da hala vizyoner, Avrupa’nın geleceğini, Türkiye ile beraber inşa etmek isteyen güçlü bir liderlik ortaya konur. Bu hiçbir anlam ifade etmeyen, Avrupa ile Türkiye arasında zaten çok kırılgan olan ilişkileri daha da olumsuz noktaya taşıyacak bir sonuca varmaz. Varırsa ne olur? Türkiye’nin, AB yolculuğu dün başlamış değil. Neredeyse kara sevdaya dönüşmüş. 60 yılı geçmiş ama katettiğimiz mesafeye baktığımızda AK Parti iktidarı döneminde ciddi ilerleme var; müzakereler başlamış. Bu kararın pratik anlamı şu; ‘Biz, müzakere faslı açmayacağız’. Zaten uzun zamandan beri açılmıyor, canları sıkılınca açıyorlar kapatıyorlar, keyifleri gelince açıyorlar. Böyle bir belirsiz süreç uzun süredir devam ediyor.”
“AVRUPA’YA 3 MİSLİ, 5 MİSLİ DAHA ÇOK ZARAR VERİR”

Türkiye’nin aslında bölgede, Avrupa’nın güvenliğini de sağlayan bir ülke olduğunu vurgulayan Yıldırım, şunları kayddetti:  “Düşünün, Türkiye olmazsa ne olacak? Bütün bu Ortadoğu’dan, kargaşanın, savaşın yaşandığı bölgelerden akın akın mülteciler Avrupa’yı istila edecek ve çok büyük bir sorunla yaşamak zorunda kalacaklar. Türkiye buradan bütün bu sorunları, kendi içerisinde yönetebilen bir ülkedir. Avrupa’nın bunu görmesi lazım. Avrupa ile ilişkileri zehirlemek, kopma noktasına getirmek Türkiye’ye zarar verir kabul ediyorum ama Avrupa’ya 3 misli, 5 misli daha çok zarar verir.”
“ŞANGHAY, AB’NİN ALTERNATİFİ DEĞİL”

Yıldırım, Şanghay İşbirliği Örgütü ile ilişkilere de değinerek, bunun AB’nin alternatifi olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Türkiye’nin bulunduğu jeopolitik bölgenin ve coğrafi şartların önemine işaret eden Yıldırım, Türkiye’nin hem Avrupa hem Asya kıtasında bulunduğunu hatırlattı. Yıldırım, Türkiye’nin yıllar boyunca “AB’ye üye olunacak” diye diğer ülkelere sırtını dönmediğini belirterek, şöyle devam etti: Bizim, Doğu ile ilişkilerimizi geliştirmek gayet doğaldır. Buradan şunu söylemek lazım; bu bir tehdit değil, Avrupa’ya karşı bir meydan okuma da değil. Burada karşılıklı irade var. Uzakdoğu ülkeleri, Çin, Rusya, Orta Asya ülkeleri bunlar, ilişkilerimizi hem siyasi hem ekonomik olarak geliştirmek istiyorlar, biz de geliştirmek istiyoruz. Olay bundan ibaret. Yoksa ‘AB olmazsa Asya birliği olur’ gibi bir zorunlu tercih peşinde değiliz, bunun böyle görülmesinde fayda var.”
“HER ÜLKEDE, MERKEZ BANKASI VE HÜKÜMET İLİŞKİLERİNDE SORUNLAR YAŞANIR”

Merkez Bankasının, para politikaları bakımından gerekli tedbirleri aldığını ve burada bir sorun bulunmadığını belirten Başbakan Yıldırım, son faiz artırımı kararını hatırlattı. Yıldırım, ayrıca kendilerinin de alacağı tedbirler olduğu söyledi. Merkez Bankasının faiz kararını nasıl değerlendirildiğine ilişkin de Yıldırım, şu değerlendirmede bulundu: “Her ülkede, merkez bankası ve hükümet ilişkilerinde sorunlar yaşanır. Bu, bize has bir şey değil. Onun sebebi, ekonomide her şey yolunda olduğunda kimse kimseye bir şey demez ama ekonomik göstergelerde bozulmalar olunca sorumlu aranır. O bağlamda, bu hep gündeme gelir. Merkez Bankasının bağımlılığı, bağımsızlığı konusu sıkça dile getiriliyor. Onun arkasında da ‘Cumhurbaşkanı’mızın, bizim Hükümet olarak da faiz artırmanın sürdürülebilir büyümeye bir katkısının olmadığının, bunların kısa vadeli şoklarda alınacak kararlar olduğunu’ söylememizden kaynaklanıyor. Biliyorsunuz, 2001 yılında Merkez Bankasının görevi, sorumluluğu belirlendi ve bir bağımsız yapıya dönüştürüldü. Bu yapı, neyi öngörüyor? Para politikalarını, Merkez Bankası belirleyecek ancak yıllık enflasyon hedefini Hükümet ile beraber kararlaştıracak. Bu sistem, devam ediyor ve belirli sürelerle de Merkez Bankası geliyor ve Hükümet’e faaliyetlerini, ekonominin genel gidişatını, büyüme, faiz, enflasyon, riskler ve alınması gereken tedbirler konusunda sunum yapıyor, bilgi arz ediyor. Dolayısıyla, o bağımsız ben bağımsız. Öyle bir bağımsız anlayış yok. Ekonomi, bir bütün. Parasal politikalarıyla, büyümeyle, cari açığıyla, mali disiplinle, geliriyle, gideriyle, herkes Merkez’i de ilgilendiriyor”
“SERMAYEYE BİR KISITLAMA YOK”

Sermaye kısıtlamasına yönelik konuşmalar bulunduğunun belirtilmesi üzerine Yıldırım, şunları kaydetti: “Bu alçakça dedikoduları yayıyorlar. Türkiye’de bunları yayıyorlar. Bunların kasıtlı yayıldığını biliyoruz. Bu alçaklığı yapanları da biliyoruz. Böyle bir şey yok. Türkiye, bırakın devlet, özel sektörü 200 milyar doların üzerinde taahhüde girmiş. Dünyanın her tarafından, Avrupa ağırlıklı olarak sendikasyonlar yapmış proje krediler almış. Devletin bu kadar borcu yok zaten ama özel sektörün borcuna da ‘bizi ne kardeşim.’ diyecek halimiz yok. Çünkü, fabrika açtılar, üretim yaptılar, istihdam sağladılar. Dolayısıyla, onların sıkışık anlarında da sıkıntılarında da mutlaka biz, yanlarında olmak zorundayız. Onun için bu tedbirleri alıyoruz. Kısacası, bugünler gelip geçecek. ”
“FAİZLERİN ARTIRILMASINDAN YANA DEĞİLİZ”

Merkez Bankasının faiz artırımının ardından dolarda bir düşüş olduğu ancak Avrupa Parlamentosunun (AP) Türkiye hakkındaki kararı açıklandıktan sonra yeniden bir tırmanış yaşandığının hatırlatılması üzerine Yıldırım, Merkez Bankasının bu hareketlenmeyi AP’nin kararına bağladığını, durumu öyle izah ettiğini belirtti. Son alınan kararın sonuçlarını hemen bugün beklemenin gerçekçi olmayacağını, durumun takip edileceğini anlatan Yıldırım, “Bu araç bir seferliğine kullanıldı artık bundan sonra 1 ay boyunca böyle bir araç yok. Merkez Bankası her aklına estiğinde toplanıp faizle oynayamıyor. Ayda bir toplantı yapıyor, kararını veriyor ama araç bu değil ki zaten. Araçlardan birisi. Demek ki konuştular, düşündüler, taşındılar böyle bir sinyal vermenin doğru olacağına karar verdiler. Prensip olarak faizlerin artırılmasından yana değiliz. Başta Cumhurbaşkanımız ve biz olmak üzere faiz artırmanın ekonominin büyümesine değil küçülmesine, paranın maliyetinin artmasına neden olduğunu biliyoruz. Para maliyeti artınca ne olacak? Para, kredi olarak yatırıma, üretime daha az gidecek ve ülke ekonomisi büyümede yavaşlamaya mecbur kalacak.” dedi.
“15 TEMMUZ’UN EKONOMİK MALİYETİ HENÜZ ORTAYA ÇIKMADI”

“Yılın üçüncü çeyreği dediğimiz 3 aylık dilimde Türkiye ekonomisi uzun dönemden sonra ilk kez küçülecek gibi gözüküyor. Eldeki veriler Türkiye ekonomisinin darbenin yaşandığı dönemde küçüldüğüne işaret ediyor. Son 3 ayda bir kıpırdanma olacak ama yine de büyüme Türkiye’nin iddiasını sürdürecek bir perspektife oturmuyor gözüküyor. Darbenin maliyeti ve yansımaları konusunda tespitiniz nedir?” sorusunu Yıldırım, şöyle yanıtladı: “Bu çok doğru bir tespit. Üçüncü çeyrek büyüme tahminleri bizim düşündüğümüzün çok altında. Tabii bunun yıllık büyümeye de olumsuz katkısı olacak. Beklenen yıllık 3 civarındaki büyüme oranı bizi tatmin edecek bir büyüme oranı değil. Türkiye’nin 4,5’un altındaki bir büyümeyle hedeflerini tutturması zor. Mutlaka 4,5 ve üzerinde olmalı. İdeal olanı 5’in de üzerinde olması lazım ama bu özel bir şey. Biz gerçi beğenmiyoruz bu büyümeyi de dünya ortalamasının da üstünde. O da ayrı bir mesele. Eğer dünya ile yaşıyorsak ona bakınca Avrupa’nın çok üzerinde, dünya ortalamasının da üzerinde. Bizi kesmez. Biz alışmışız, son 14 yıldır ortalama 4,7 büyümüşüz üst üste. Bu büyüme tabii ki bizi mutsuz ediyor. Aslında daha yüksek hedeflemiştik ama 14 yıl içinde üç sefer irili ufaklı kriz yaşadık.” Yıldırım, 15 Temmuz’un ülkeye ekonomik maliyetinin henüz tam ortaya çıkmadığını, darbe girişiminin maliyetinin yıllar sonra anlaşılacağını dile getirdi.
“FETÖ MÜTHİŞ BİR OPERASYON YAPIYOR”

Yıldırım, “Piyasada, ‘600’ün üzerinde şirket kayyuma devredildi, Türkiye’de sermaye güvenliği yok. Türkiye yatırım yapılabilir bir ülke değil’ şeklinde özellikle küresel sermaye bağlantılı değerlendirmeler var. Bu konuda değerlendirmeniz nedir?” sorusuna karşılık, şunları kaydetti:”Bu kısmen maksadına da ulaştı. Standard and Poor’s ilk hamleyi yaptı, onun arkasından Moody’s geldi. Moody’s’den sonra bu dalgalanma Amerikan seçimleriyle birleşince dalga boyu da büyüdü. Bu alçak FETÖ, 15 Temmuz’da altın vuruşunu yapamadığı için bu sefer bütün gücüyle ‘Türkiye’de acaba ekonomiyi nasıl bozarız, algıyı nasıl bozarız, yabancıyı nasıl ifsat ederiz, onların Türkiye hakkındaki kanaatlerini nasıl değiştiririz’ diye müthiş bir operasyon yapıyor. Büyük paralar hem de. Parayı nereden aldılar? Bizim garip gureba, öğretmenden, memur ve esnaftan. Maalesef şimdi bu paraları Türkiye’nin geleceğini olumsuzlaştırmak, itibarını kötüleştirmek için aymaz bir şekilde kullanıyor ve bu konuda her türlü hainliği yapmaktan geri kalmıyorlar.”
“OCAKTAN İTİBAREN DAHA ÖNGÖRÜLEBİLİR BİR HALE GELECEĞİZ”

Merkez Bankası rezervlerinin ne durumda olduğuna yönelik soru üzerine Yıldırım, şunları ifade etti: “Merkez Bankası rezervleriyle ilgili tabii çok çeşitli dedikodular yapılıyor, ‘Rezervler eriyor, yok oluyor’ gibi. Bu dalgalanmayla birlikte net rezervlerde bir kayıp yok, bu aynen devam ediyor. Brüt rezervlerde kısmen bir azalma var. Merkez Bankası bu işi çok dikkatli takip ediyor. Çünkü hesabı en kötüye göre yapmak lazım. Bu krizin neresindeyiz, dalgalanmanın neresindeyiz, dalga boyu büyüyecek mi yoksa artık zirvedeyiz, bundan sonra sakinleşecek mi? Bunu tahmin etmek zor. Uzmanlar ‘Aralık da böyle geçecek’ diyorlar. Ocaktan itibaren daha öngörülebilir bir hale geleceğiz. Biz de bu veriyi esas alıyoruz ve buna göre planlarımızı yapıyoruz.”
“YENİ SÖZLEŞMELERİMİZİ TÜRK LİRASIYLA YAPACAĞIZ”

Devletin, yeni sözleşmeleri Türk lirasıyla yapacağını bildiren Yıldırım, bu yönde bir irade ortaya koyacaklarını vurguladı. Bu uygulamanın yabancılar için söz konusu olmadığını belirten Yıldırım, şöyle devam etti: “Diyelim ki milli paramızla Türk lirasıyla yapacağız sözleşmelerimizi, kamudan vatandaşa olan alışverişlerde. Tercihimiz, beklentimiz odur ki vatandaşlarımız da ticari mukavelelerini milli para üzerinden yapsın. Burada tabii bir mecburiyet olmaz ama AVM’de kiralar var, büyük rezidanslarda, ofislerde niye dolar bazında olsun? Yani bu bir çağrıdır, temennidir, kendi paramıza hak ettiği itibarı önce ulus olarak bizim göstermemiz lazım. Daha sonra başkalarından beklememiz lazım. Türk parasına dönülmesi sadece paramıza değer kazandırmayacak aynı zamanda diyelim ki dövizde dalgalanma sürüyor, ödeyemeyecek. Ödeyemeyince bırakacak, bırakınca boş kalacak. Aslında işin sonunda daha fazla kayıp var.”
“BİR YA DA İKİ BAŞKAN YARDIMCISI OLABİLİR, HENÜZ KARARLAŞTIRILMADI”

Yeni anayasa çalışmalarına da değinen Başbakan, yeni planlanan sisteme ilişkin “Başkan yardımcısı iki olabilir mi?” şeklindeki soru üzerine ise bir ya da iki başkan yardımcısının olabileceğini, henüz kesin bir karara bağlanmadığını belirtti. Başbakan Yıldırım, anayasa değişikliğinde, meclisin bulunacağını, meclisin bir irade, cumhurbaşkanının başka bir irade olacağını, ikisinin de aynı anda seçime gideceğini ve aynı anda seçileceğini söyledi. Başbakan, “Birisi, memleketin iki seçim arasında işlerini görüyor. Günlük işlerini, projelerini, milletin refahı, kalkınması, güvenliği, sağlığı vesaire…. Biri de ihtiyaç olan denetlemeyi yapıyor, icrayı bir şekilde denetliyor, ihtiyaç olan kanunları çıkarıyor, cumhurbaşkanının, yürütmenin getirdiği bütçeyi görüşüyor, karara bağlıyor, yasama faaliyetleri sürüyor” diye konuştu.
“BAŞKA YERLERDE OLMAYIP BİZİM GELENEKLERİMİZE MAHSUS DÜZENLEMELER DE İÇERİYOR”

Başbakan Binali Yıldırım, “Partili cumhurbaşkanlığı eksenini muhafaza ediyor musunuz?” sorusuna karşılık da “Evet. Partili olarak seçime giriyor. Parti ile ilişiği de devam ediyor. Bizim öngördüğümüz modelde.” açıklamasında bulundu. “Adı cumhurbaşkanlığı değil mi?” sorusuna Yıldırım, “Cumhurbaşkanlığı. MHP ile ortak kararımız. Niye başkanlık diyelim? Başkan çok. Yoldan geç, herkes başkan. Dernek başkanı, vakıf başkanı, belediye başkanı… Cumhurbaşkanı, çok anlamlı bir şey. Cumhurun başkanı, milletin başkanı. Dolayısıyla cumhurbaşkanı olarak ismin devam etmesi ortak bir benimsemeyle, MHP ile bizim aramızda karar alındı.” dedi.
“KATİYEN BİR ERKEN SEÇİM YOK”

Anayasa değişikliği için adımların atıldığını ifade eden Yıldırım, şu ifadelere yer verdi: “Öyle zannediyorum ki çok kısa sürede bir mutabakata aksilik olmazsa varacağız ve bu teklif Meclise gelecek. Mecliste geçmiş tecrübelere baktığımız zaman bir hafta ya da iki hafta komisyonda görüşülür daha sonra Genel Kurula gelir, Genel Kurulda 330'u bulup kabul edilirse Cumhurbaşkanı’nın onay süreci var ve ondan sonra referandum süreci var. Referandum için yasaya göre 60 gün. Dolayısıyla 60 günden geriye doğru geldiğimiz zaman, referandumu da diyelim ki mart sonu yapacağız, mevsim şartları itibarıyla, geri geldiğimiz zaman, ocak ayı sonlarına kadar Meclisteki komisyonlardaki çalışmaları tamamlamayı hedefliyoruz. Takvim bu. Artık referandumumuzu da inşallah yapacağız, önümüzde bakacağız, işimize gücümüze yapacağız. Burada açıkça söylüyorum, katiyen bir erken seçim yok. Seçimler 2019'da yapılacak. Milletvekilleri seçimiyle cumhurbaşkanı seçimi birlikte yapılacak ve 2019'da olacak. Yerel seçimler ayrı. Onlar kendi tarihinde. Onlar da 2019 mart sonu biliyorsunuz.”
“CUMHURBAŞKANININ FİLEN GÖREVE BAŞLAMASI 2019 SEÇİMLERİNDEN SONRA OLACAK”

Yıldırım, “2019'da sisteme geçmiş oluyor muyuz?” sorusuna, “2019'dan sonra fiilen, yüzde 100 cumhurbaşkanlığı sistemi uygulanacak ama bu arada geçiş süreci tamamlanmış olacak. Yüzlerce, binlerce mevzuat yenilenecek.” diye konuştu. “Eğer referandum tamamlanırsa 2019'a kadar o arada, mevcut şekilde mi devam edecek?” sorusu üzerine Yıldırım, “Mevcut sistem devam edecek. Belki bazı maddeler bakımından, o konuşulacak, uygulanabilecek yeni sistem ama yeni sisteme göre, seçilmiş cumhurbaşkanının filen göreve başlaması 2019 seçimlerinden sonra olacak.” ifadesini kullandı. Değişikliğin kaç maddeyi içerdiği sorusuna Yıldırım, “12 artı, iki-üç tane de geçici madde olur. 15 civarında.” dedi. “MHP ile pürüzlü madde kaldı mı?” şeklindeki sorusu üzerine de Yıldırım, görüşmelerin hala devam ettiğini, maddeler üzerine konuşulduğunu ifade etti. Başbakan Yıldırım, “Fesih yetkisi konusu da netleşti mi?” sorusuna cevap verirken, “Ben çok büyük sorun olacağını düşünmüyorum.” dedi.
HDP OPERASYONLARINA İLİŞKİN

Başbakan Yıldırım, HDP’nin terör örgütü ile ilişkilerini kesemediğine, mesafe koyamadığına işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Terör örgütünün bir parçası gibi, onun emrinde, hizmetinde bir görüntü vermeye devam ettiler. Beyanlarla olmakla kalmadı, eylemlerle oldu. Türkiye bir hukuk devleti. Bunlar izleniyor, görülüyor, takibi yapılıyor. Şu anda bir hukuk süreci işliyor. Avrupalılar telkini veriyorlar, ‘şöyle olsun, böyle olsun.’ Hukuk devletiyse, sizin ülkeniz için de geçerli Türkiye için de geçerli, bırakın yargı işini yapsın. Yargıya ‘şöyle yap, böyle yap’ dediğimiz zaman yine karışıyorsunuz, bir şey demediğimiz zaman ‘niye bir şey demiyorsunuz?’. Tamamen bir çifte standart, bu kabul edilebilir bir şey değil. Biz diyoruz ki ‘Almanya’da 4 bin, 4 bin 500 terörist var. Bunların davalarını görün veya bize verin.’ ‘Hukukun işi biz bu işe karışamayız’. Bu ne oluyor? Türkiye’ye gelince, hukukun işi değil, onların işi oluyor. Bunlar kabul edilebilir şeyler değil. Bunları kullanarak, PKK’yı kullanarak, FETÖ’cülerin algı operasyonlarını kullanarak, Türkiye’ye ayar vermeye çalışıyorlar. Bunu bu millet kabul etmez.”
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.